• Yeşim Atik

BEN SUSTUM…

Güncelleme tarihi: 19 Nis



Ben sustum artık hayat konuşuyor… ‘”Bedeni, getirebileceğin yere getir, ve bırak” diyorum derslerde. Evet, ben getireceğim yere getirdim ve izliyorum artık…

İzlemek demek, olana şahitlik etmek demek, bakmak sadece…  Bırak biri üstünü örtsün, biri seni desteklesin.  İzin vermek senin için bir şey yapılmasına, ama beklentisiz olmak, hareketsizliğin içinde kalmak ama hareket etmek, geleni yaşamak. Hazzın tekrarını, başarının devamını beklememek. Otobüs değil ki bu canım dakika sayarak gelsin, duygu bu gelir ve gider.  Beden kayıtları tutmuş yıllardır, bir günde çözmek öyle kolay mı? Değil elbet; arada bir beklentiye gireceksin, kalbin güm güm atacak, korkup kaçmak isteyeceksin, başkasını ya da kendini suçlayacaksın. Hepsi normal, insan olamak böyle bir şey işte. 

Engin Geçtan okuyorum yine bu ara: “insan Olmak”. Ben böyle kitapları iki bazen üç kez okuyorum. Çünkü her yıl yenileniyorum, başka bir paragrafın altını çiziyorum.  Ön sözünde demiş ki, “İNSAN, var olduğu günden bu yana sürekli olarak, içinde yaşadığı dünyayı ve evreni tanımaya ve anlamaya çalışmış, ancak bu çabası içinde en az tanıyabildiği varlık kendisi olmuştur”.

Evet yolculuk hep kendimize, verdiğimiz değerler değişiyor, anlar değişiyor, sustuğumuz, kızdığımız yerler değişiyor. Değişkeni kabul et “sen şu anda ne hissediyorsun” tek doğru bu… Bu soruyu kendine yüzlerce kez sorduğunda, bir gün için titreyecek ve zihnin işin içine girmeden bir cevap gelecek.

Zihnin deneyim çuvalına elini atmadığında, bedenin sana doğru cevabı verecek.  Bedenin bilge emin ol. Fasya değimiz bağ doku, hiç kopmayan bir bir ağ ile tüm hücrelerini, organlarını, kaslarını sarıp sarmalayarak, ayak parmak ucundan kafa tasına kadar bedende kayıt tuttu, sana söyleyecek çok şeyi var fasyanın. Ağrıyan omuzlarının, sızlayan dizlerinin veya biri sıkıştırıyomuş gibi burkulan midenin dilini çözmenin tek yolu hislerine dönmek, bedenin senin elinde olan en somut şey  onunla iletişime geçtiğinde dökülecek olanlar, bedeni bıraktığında içerideki özle de, o küçük çocukla da konuşabiliyor olacaksın.

Bu, benim için yin yoga ile mümkün oluyor, sonra geleni demliyorum.  Sen zihnin konfor alanına güvenme, o deneyimlere, alışkanlıklarına götürüyor seni, sadece zihninin gezindiği yolları keşfet; gör, zihnin nerelere giriyor, nerede takılıyor? “Sobe” de, takıldığı yerlere. Tıpkı bir çocuk tavrı ile oyun oyna zihinle. Çocukların zihin çuvallarında az deneyim vardır. Hisleriyle hareket ederler ve ne hissediyorlarsa onu söylerler. O an yaşar ve birdenbire “seni sevmiyorum” der, beş dakika sonra gelir sarılır. İstediği oyuncağı almadığında yere atar kendini, tepinir. Eğer o oyuncağı tekrar tekrar almazsan bir daha kendini yere atmaz, ama arada denemekten de vazgeçmez, tekrar tekrar aynı çizgi filmde düşen adama güler mesela.

Çocuk gibi öğren; meraklı, şaşkın, heyecanlı. Her güne ilk defa yataktan kalkıyormuş gibi başla; merakla, heyecanla.  Sen merak etmeye, heyecanını yukarıda tutmaya başla, hislerini fark et, gerisini bırak.  Çocuk heyecanını yaşarken büyüdüğünü de fark et, kendi sorumluluğunu alacak kadar büyüdüğünü. Kendini elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi atma yere hemen, attıysan da, gör oradaki tavrını.  Hislerini kabul ettikçe büyüyecek, kendini bulacak, korkmayacaksın gelenlerden, daha anlamlı olmaya başlayacak hayat.  Sonra “buldum” diyeceksin, yıllar geçecek, ana akıma kapılıverdiğini göreceksin “aaaaa nasıl yani diyerek” uyanacaksın, yeniden sıvayıp kolları, kendine döneceksin ve öncekinden daha kolay olacak bu çıkış.  Böyle böyle kendinle buluşup, ayrılıp, kaynaşacaksın.  Her karşılaşma daha heycanlı, daha sakin, daha az acılı…

Yeşim Atik

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

KALP ÇAKRASI

KALP ÇAKRASI